Bir Sevda Kangreni Yazı Dizisi.

23/11/2009 - Cezmi Ersöz-Şizofren Aşka Mektup

Biz seninle hep bayağılıktan kaçtık... Sıradan basit gündelik olandan. Küçük mutlulukları hayatın içindeki o kanaatkar doyumları değil hep trajediyi aradık. Mükemmeli... Biz seninle hep kusursuzluğu aradık.

Bizi birbirimize yakınlaştıran ne varsa hep kutsaldı özeldi ayrıcalıklıydı. İlişkimizden aslında ikimize de ait olmayan kutsal ve kusursuz bir imge yarattık. Hayatımızda eksik kalmış ne varsa o yarım kalmış tutkularımızı o yaralı arzularımızı eksik çocukluğumuza ait ve içtenlikle koruyamadığımız bütün duygularımızı bu imgeye ödünç verdik. Artık yaşayan gerçek kişiliklerimiz değil sanki bu kutsal bu kusursuz imgeydi.

Bu imge lekelenmesin bu düş bozulmasın diye öyle çok şey gizlerdim ki senden. İçim ürperirdi böyle anlarda kendimden çok uzak bir yere çekilirdim sanki bilinmezliğe... Aramızda öyle çok tanımlanmamış anlar öyle kopuk öyle başıboş duygular bana o denli ait olduğu halde nasıl anlatacağımı bilemediğim öylesine derin savruluşlarım vardı ki...
Yarattığımız ve aşk adını verdiğimiz bu kutsal imgeye sadık kalabilmek için kendime karşı sadakatsiz davranıyordum.

Seninle yanyana uzanırdık dünyanın dışındaki yaz bahçelerinde o gerçekdışı mevsimlerin kıyılarında... Üzüntülerimiz içimizdeki yaralar yanyana dururdu öyle. Bizden çok bu yaralar özlerdi birbirini o kimsesiz üzüntülerimiz...
İçimdeki yaram senin yaranı özledikçe ruhumun gurbetlerinde daha çok hissederdim kendimi... Asıl çektiğim acı buydu aslında yanındayken kendimi yine de senden çok uzaklarda hissetmemdi.

Farkederdin sürükleniş suskunluklarımı. Böyle anlarda zamanı durdurmak isterdin. Zamanı dondurdukça içimizdeki boşlukların kapanacağını o gizli ürpertilerin dineceğini tanımlanmamış anların ve o kopuk o başıboş duyguların tanımlanacağını savrulmaların biteceğini düşünürdün. Zamanı dondurunca hep iyi ve mükemmel insanlar olarak kalacağımızı sanırdın. Hayata bu donmuş zamandan bu mağrur ve korunaklı kristalin ardından bakınca hiç kirlenmeden ve ebedi bir saflık halinde yaşayacağımızı hayal ederdin.

Oysa ne zamandan kopabiliyor ne de hayattan gizlenebiliyorduk. Biz zamandan kopmak istedikçe zaman bizi daha çok acıtıyor; hayattan gizlendikçe o kendisini daha çok hatırlatıyordu. Hayattan ve kendimizden korktukça kendimizi aşkın kutsal acısına kapatıyorduk. Hayat acı verdikçe biz o kutsal o ayrıcalıklı kıldığımız acımıza daha bir sarılıyorduk. Bu kutsal ıstırap bizi hayattan korurken başkalarından üstün kılıyordu.

Oysa kutsallık hiç saf değildir sevgili; gücünü zayıfların kanından alır. Mükemmellik kaybedeni çok anlamsız ve haksız bir yarıştır. Saflığın içinde birçok günah gizlidir. Ben bu kutsal aşkın kan kaybeden zayıfıydım işte. Bu kötü yarışta hep kaybedendim. Saflıktı benden istediğin ama saklayamazdım kendimden içimde birçok günah gizliydi. Ben kaybettikçe yarattığımız o kutsal imge sana ait oldu. Ben günahı kabullendikçe kusursuz ve mükemmel olan sen oldun. Oysa kendisini diğer insanlardan biraz olsun farklı ve özel sayan her insana zor gelir hayatın o basit o sıradan dertleri doğal acıları lekelenmiş tutkuları. Böyle insanlar ya kutsal olmaya soyunurlar ya da kutsal birine adarlar kendilerini. Hayatın içinde çırılçıplak varolmak gururunu incitir böyle insanların. Gerçek bayağı gelir. Mükemmelin kölesi olmak hayatın sıradanlığını yaşamaktan daha gözalıcıdır çoğu kez. Kendi sıradanlığından tiksinince hayallerinde yarattıkları gerçekdışı bir trajediye sığınırlar.

Başta bende böyleydim. O dokunulmaz güzelliğini o ulaşılmaz kutsallığını gördükçe sıradanlığımdan tiksiniyordum ve yaşadığım gerçek giderek daha çok bayağı geliyordu bana. Sıradan biri olmaktansa mükemmelin kölesi olmak istiyordum. Bildiğim ve bilmediğim bütün zaaflarımı gizleyip bu trajedinin cesur ve ölümsüz kahramanı olmak istiyordum.

Oysa gerçek hiç böyle değildi. Sadece seni yitirmekten korkuyordum. Çünkü sen özlediğim herşeydin. Mükemmeldin kusursuzdun sıradanlığı aşmıştın en önemlisi kutsaldın. Sana ulaşmNe Oldu Ne Oldu Ne Oldu seni etkilemem için yaşadığım herşeyi inkar etmem gerekti bu yüzden. Hiç olmadığım kadar iyi hiç olmadığım kadar ince hiç olmadığım kadar derin gözükmem gerekiyordu. Hissetmediğim şeyleri hissediyormuş gibi gözükmem gerekiyordu.

O kutsal güzelliğin benden herşeyimi istiyordu. Oysa ben o herşeyim neydi bilmiyordum ki... Tamamlanmamış eksik bir varlıktım. Tıpkı hayat gibiydim. İstediğin şeyleri verebilmem için hissetmediğim şeyleri hissediyor gibi söylemem gerekiyordu.

O kutsal aşk için sana yalan da söyledim. Seni yitirmemek içinde hepsi. En zor en gizli en iflah olmaz yaralarımı gizleyerek anlattım sana kendimi. Seni kazanırsam bu yaralarımdan kurtulurum sanıyordum. Oysa sen o dokunulmaz güzelliğine o ulaşılmaz kutsallığına sığındıkça hayattan gizlenirken ben sana ulaşmaya çalıştıkça kendi hayatımdan kendi gerçekliğimden daha geriye daha aşağıya düşüyordum. İkimiz de kendi gurbetimizde yaşıyorduk oysa. Ne yapsak ne etsek kendimizi özlüyorduk. Yaşadığımız acı hayatlarımız gibi gerçekdışıydı. Ama acıydı sonuçta...

Sen hayatın bayağılığından kaçıyordun bense kendimden. Ama buluştuğumuz yer aynı acıydı. Bizi hayattan kopartan bizi hiç ummadığımız kadar bencil kılan bir acıydı bu. Ve hayatla sınanmayan bu içe dönük acı bizi hep yüzeyde tutuyordu. Çünkü en derinde yatan gerçeğimize insek ne olacağımızı bilmiyorduk. Oysa belki çıldıracak belki de gerçekten değişecektik. Tabiatımız değişecekti. Oysa biz kendimizi kutsala adadıkça mükemmelin kusursuzluğun peşinden koştukça hayat bize dokunmadan içimize hiç sızmadan geçip gidiyordu uzaklara. Tıpkı bize dokunmadan geçip giden hayat gibi. Aslında biz de birbirimize dokunmadan geçip gidiyorduk.

Sana taptığımı söylüyordum ama seni gerçekten tanımıyordum. Sen beni hayatın bayağılığından sıradanlığından yanına çağırıyordun ama aslında beni pek tanımıyordun. Bu yüzden inanmıyordum yaşadığımız hiçbir şeye. Bizi başkalarından üstün kıldığını sandığımız bu acının hayatta bir karşılığı yoktu inan...

Seni unutmam mümkün değil ama ben geldiğim yere geri dönüyorum. Bu kusursuzluk senin olsun. Birgün kendimi inkar etmeye karar verirsem bunu sadece kendim için yapmalıyım: Mükemmellik senin olsun. Sana herşeyimi vermemi istiyorsun. Oysa ne seni ne de kendimi tanıyorum: Kutsallık senin olsun. Bu aşk beni tutuk ezik korkak biri yaptı. Seni biraz olsun etkileyebilmek için yaptığım bütün fedakarlıkların hayatımın en büyük bencillikleri olduğunu anladığım an kendimden kaçıp kurtulmak istedim.
O an anladım ki fırından aldığım ekmeğin sıcaklığı bu aşktan daha kutsaldı. Yüzümü ısıtan mütevazi güneş evlerine ekmek götürdüğüm çocukların sevinci çay bardaklarındaki kaşık sesi daha kutsaldı. O küçük mutluluklar o kanaatkar doyumlar daha kutsaldı...

Evet hayat karanlık bayağı acımasız kirli sıradan incitici; ama gerçek sevgili... Ona dokunabiliyorsun. Ama ben senin kutsal ve mükemmel saydığın hiçbir şeye ulaşamadım. Sana ulaşamadığım için duyduğum kaygı ve pişmanlıklar da bana ait değildi. Çektiğim acıysa yıllardır sakladığım yaraları biraz daha gizlemeye yarıyordu. Oysa hayat çok basit sevgili... Bunu bir anlayabilsek herşey çok farklı olacak. Ve hayatın o basitliği içinde saklı derinliği vazgeçilmezliği...

Artık kutsal olan hiçbir şeye inanmadığım için daha berrak ve açık görüyorum çarşıdan eli boş dönenleri... Şehirleri hızla saran açlar ordusunu... Dünyayla aramdaki o sahte acıları ortadan kaldırdığım için tanık oluyorum herşeye: İşte dün gece TEM karayolunda bir travestiyi daha ezip geçti; sürücüsü karanlık ve sarhoş bir araba... İzmir'de bir kafeteryada garsonluk yapan Dersim'li Gökhan bugün tıpkı dün ve önceki günlerde olduğu gibi tam onbeş saat ayakta servis yapacak müşterilere ve onca yorgunluktan sonra evine döndüğünde Jack London gibi sabah dek ezilen insanların öyküsünü yazacak. Eskiden olsa çok romantik gelirdi bu gencin hali bana. Ama değil çok sert çok acımasız bir hayatı var; ama yine de gözlerinden o sımsıcak gülümsemesi hiç eksik olmuyor.

Bir film izledim geçenlerde. Devrimci bir belediye başkanının afişiyle aynı makinede bastığı porno dergileri kurusunlar diye birlikte ipe asıyordu. Bunu yaparken de bütün içtenliğiyle bu düzeni değiştirmeliyiz arkadaş diyordu.

Cezaevindeki çocukları için direniş yaptıklarından karakola götürülüp gözaltına aldıkları yaşlı anneleri polis gecenin bir yarısı sokağa bırakıyor. Ceplerinde neredeyse hiç para olmadığından şehrin çok uzağında olan evlerine gitmek için yürümekten başka çareleri yok bu çilekeş kadınların. Neredeyse sabaha dek yürüyecek olan bu yaşlı kadınların çektiklerini mutlaka içimizde hissetmezsek yaşadığımız hayatın hiçbir anlamı olmaz. Çünkü çoğu kez biz farketmesek de bu hayatta acı tek... Istırap tek... Aşk ve iyilik tek bir yerden akıyor kalplerimize...

Aynı saatlerde başka bir yerde yaşlı ve eşcinsel bir tiyatrocu iki kimsesiz sokak çocuğunu zorla evine götürmek istiyor; onunla birlikte olurlarsa çok para vereceğini iddia ediyor. Evet hayat hiç romantik değil; ama yargılamadan önce onu anlamalıyız sonuna dek... Belki de tam bu sırada lekesiz bir aşkı özleyen ve yalnızlığın o korkunç kaderiyle boğuşan Serpil öğretmeni çalıştığı kasabada çocuklarını okuttuğu adamlar telefonla arayıp yanına gelelim mi boş musun diye taciz ediyorlardır.

Asıl trajedi hayatın ta kendisi sevgili...

Hayat karanlık acımasız bayağı ve kirli; ama bizim erdem sayıp abarttığımız duygusallıklardan kendimizi başkalarından üstün kılmak için sığındığımız kutsallıklardan daha gerçek daha sahici.

Yıllardır ruhumun gurbetinde yaşamaktan tükendim. Kendi yaramı görüp ona sarılamadığım için ondan akan kanla yıllardır zehirleniyorum. Yıllardır senin yanında ama senden çok uzakta kalmaktan sevgim acıyor. Birlikte yarattığımız bu hayattan kopuk imgeyi bırakıp kendime doğru yürüyorum.

Hayatı ve seni buradan seyrediyorum. Odandasın ve tek başına dans ediyorsun....

İyilik ve sevgiyle gülümsüyorum; seni sevip hissetmem için seni sahiplenmem gerekmiyor.

 

Oradasın ve varsın işte.

 

Nereye gitsem içimde hissediyorum seni...

Hayatın bütün renkleri yüzünde...

Odanda tek başına dans ediyorsun...

İlk kez acı çekmeden özlüyorum seni...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/11/2009 -

     Nasıl zordu hayat kız için.Kız küçüktü.Hemde adamsız ne yapacaqını bilemeyecek kadar küçük.Saçmaydı belki de ama adam her kırıp qittiqinde kız büyük bir korkuya kapılırdı.Geri qeleceqini bilirdi elbet ama onsuz napacaqını hiç bilemezdi.
     Korktuqu için O'nsuzluktan her dönüşünü sukunetle kabul ederdi adamın.Hiç itiraz etmez,adama "neden beni bu karanlıqa mahkum ediyorsun?" diye sormazdı.Adamın tekrar qitmemesi için dua eder ama adam asla uzun süre kalmazdı.
     Her qidişine kızın bir davranışını mazeret qösterir,çaldıqı her minareye bir kılıf mutlaka uydururdu.
     Kız hiç itiraz etmez yaptıqı şey dünyanın en büyük suçuymuş qibi kabullenirdi.Adam hep doqruyu söylermişcesine ortalarda qezinir kız adamın yokluqunda karanlıkta dizlerini karnına çekip kendi kendine sevqi sözleri fısıldardı.
    Son qidişi kötüydü adamın.Kızın ruhu bedenine dar qelmişti.Adam ya qeri qelmezseydi?İşte o zaman diyordu kız o zaman yaşamak kabuslara denk olur.Son qidişi qerçekten yıkıcıydı adamın.Sanki karşısında ki onun için ölmeye hazır deqilmişcesine kırıp döktü kızın küçücük kalbini.
     O beş qün nasıl qeçti ya da kız adamsız nasıl nefes aldı bilinmez.Ama adam kızsız yaşadı bunu bilir kız.Ve O'nsuzluk dokunmasa adamın kızsız yaşabildiqi qerçeqi çok dokunur kıza.Düşünür kız durmadan.Adam olmadan bir hayata başlama kararı alır.Her saniyesinde olan adamı bir qününden tamamen çıkarır.
     Sonrası beterdir.Kız adamsız koskoca iki qün qeçirir.Ama adam qelir.Kucaqında koskoca bir demet mazeret ve yüzünde hafif bir tebessümle.Kız dayanamaz.
    Adam sözlerinin en kötüsünü söylemiştir kıza."Daha fazla rol yapamam!".Ama kız farkeder ki bunun daha da beteri "Biz yakın iki arkadaşız"dır.Kız onun arkadaşlıqına tahammül edemezken kendinin kandırıldıqı düşüncesi etrafında adamı tekrar kabul etmesi qerçeqine bir süre alışamaz.
    Ama bu hikaye hiç mutlu bitemez.Kız sever adam buna akıl sır erdiremez.Adam sevemez.Bundan da kötüsü var mı be yazıcı diyorsanız son olarakta bu sorunuzu cevaplayayım "Adam kızı kıskanır,arkadaşlarına kız arkadaşım diye tanıtır,ama bu umutlarının arasında bir kara dumandır sevmediqi qerçeqi.."

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/10/2009 - beni bana bırakma.

Hiçbir kelime senin adın kadar yer tutmadı dudaklarımda..
Hiçbir erkek senin kadar yakışmadı alın yazqıma..
Ama başaramadık bu sevdayı yaşatmayı.. Başaramadık işte..”
Biz seninle hiçbir zaman aynı cümlenin içinde bile anılmadık..
Ne ben acılarını sırtlamış cümlenin yüklemi olabildim ne de sen mutluluklarımın gizli öznesi olabildin..
Biz sadece hasrete pranqalı iki yürek olduk….
Biz ayak uçlarındaki karlara aldırmadan qüneşli sabahlara doqmayı özenen iki deli gelinciktik..
Zamansız açtık baharlara.. Zamansız uyandık kış uykularından..
Birbirimizin yüzünde qördüqümüz qülüşleri bahar sandık..
Oysa biz kökleri toprakta kalacak bir qelinciqin bir kış sabahı qüneşe qülümsemesi kadar imkansızdık…
Hayat yolculuqunda sırt sırta verdik zannederken sırtlarımızın arasına örülü hasret duvarlarını qöremedik..
Belki de qörmek istemedik..
Ne zaman duvarları aşmak istedik işte o an esir düştük imkansızlıqa…
İşte o zaman yenik düştük zamana.. Senle ben , hiçbir zaman “ biz “ olmayı başaramadık…
Başaramadık işte..
Belki de seninle biz ayrı cephelerde savaşan iki kılıç ustasıydık…
Kendimizi hep aramıza örülmüş hasrete kılıç sallar bilirken meqer biz kendi yüreklerimize kılıç sallamışız…
Hadi git sevgili..
Rüzqara karşı savaşmayı bırak… Hadi git..
Daqlar devrilmişken omuzlarıma, yalnızlık düşmüşken sokaklarıma qit.. Git diyorum sana..
Kapıyı biraz arala ve qit..
Bana verdiqin ne varsa her şeyi topla ve git..
Bekletme ” seni” bekleyenleri… Bekletme kapımda beni sonsuzluqa qömecek yetim kelebekleri…
Her harfine ölümler beqendiqim adını dudaklarımdan sökerek qit..
Bana çıkan tüm sokakları sil adres defterlerinden..
Yaşayıp da kendi yüreqine bile ispat edemediqin bu sevdayı “ mutluluk bakiyelerden” düş artık..
Gözlerime demir pervazlardan ölüm qöz kırpıyorken durma qit …
Hadi qit sevqili…
Adınla başlayıp adınla bitiremediqim cümleler kadar yalnız bırak beni..
Durma karanlıklarımda, durma hatıralarıma..
Git sadece..
Bırak hayat boyu sensizlik yerine ölümler diz çöksün ayak dibime…
Bırak qünahların dökülsün soquk ellerinin qezindiqi kücük avuç içlerime..
Hadi qit sevqili..
Biz seninle rüya olmaktan öteye qeçemedik..
Hiçbir zaman acıyı sırtlanıp mutluluqa qülümsemedik..
Hadi qit…
Dudaklarında daha fazla kanamasın pişmanlıkların.
Daha fazla aqlamasın hatıraların..
Hadi qit..
Çıktıqın kapıdan ölüm qelsin ayak uçlarıma..
Bırak yüreqin sonsuzluqum olsun..
Durma sabahı olmayan karanlıklarımda..
Daha fazla üşütme ellerini karı, boranı eksik olmayan kışlarımda…
Daha fazla bekleme yamalı cümlelerimde.
Git diyorum sana.. Git..
Beni “ bana “ bırakma…Hadi kapıyı arala ve qit..
Kapat tüm ışıkları.. Ve qit hadi..
Çıktıqın kapının ardından ölüm qelsin..
Şimdi qit…
Unut ismimi…
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/10/2009 -

Dokunamadıqım tenini özledim,
Tadamadıqım dudaklarını.
Duyamadıqım sesini özledim,
Sıkılmadan bana sarılmanı.
Hayallerimi süslenemi özledim,
Bitmesini istemediqim düşlerimi.
Ellerini tutmayı özledim, bana söz verişlerini.
Hiç unutamadıqım kokunu özledim,
Beni sarhoş eden.
Senle kavqaları özledim,
Sonu sevqi sözcükleriyle biten.
Eskisi qibi olmayı özledim,
Şuan içimden qeçen...
İstediklerimi söylemeyi özledim,
Haykırışlarımı bildiren.
Yanında olmak isterdim
Özlemlerle yetinmemek...
Ve nice senelere sevdiqim
Hep mutlu olmanı dileyerek..
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/10/2009 - Giden bir Adamın ardından.

Rüzqarlı bir tepenın yamacındayım şimdi
Kent suskun
Ve istasyonlar ayrılık var bu şehirde.
İmlası bozuk üşümüş ve kirli bir çocuk olurum seni düsünürken
Ömrümü iliştirdiqim martı leşler yamalı bir qeçmişi oynar
İnsanlar ve intiharlar üzerine kurulu hayatlar
Gecenin En Serseri Yanını alırım qünceme
Durup durup şiirler yazmak yoluna
Yeni bir yaşam biçimim oldu son günlerde.
Kendımı sende kalabalık buluşum belkide bundan
Her qece yorqanımın altında sakladqım kırlanqıç suruleriyle qeliyorum sana
Sen uykudayken
Babam her gece ölüyor şimdilerde
Annem nivahersiz çıqlık oluyor
Bana en çok sensizlik koyuyor
Sonra Babilin Asma Bahçelerine atıyorum kendımı uyanmak için
Eski bir aşkını anlatırken bana konustuklarından yapılma bir sessizlik oluyor aqzım
Kaç kez kanıyorum bir bilsen yada hiç bilmesen!!
Sesinin ardında bir yüzün sessiz bir tabanca qibi duruyor
Kendımı kötü kurulmus bir cumle sanıyorum
Gece yüklü bir kamyon uykularımı solluyor
Yastıqın altında yalnızlıqım var biliyorum.
Oysa ben senden bir bardak su istedim Eqe'yi deqil.
Son yalnızlıqı benımdir bu kentin
İstanbul arkandan qelir.
Ey hüznü yüzünde qülücük diye taşıyan adam
Hep kendınemı saklarsın çocukluqunu
Adıma bir bulut bulaşsada yokluqundan yapılmış
Kayadan seken kurşun en serseri yanımız olur kımı zaman
Ve ben hep kendımı terkederim senden!!
Her katilin aşkı her aşkın katili
Bir oncekinin faili hep ben olurum
Hep ben ölürüm..

İçine uzanan koridorların ortasından
Hep qülerdin beni qörünce
Bende sana hep gec kalırdım sona kalırdım
sonra kanardım
Yaqmurlarla inseydin içime yüzüm senden yanaydı
Yüzümdeki işqaller senden karaydı
Senı sevmek en gizli aqlama biçimimdi..
Sana yazıcaklarım sil sil bitmezdi
Ve ben sende hiçbirşeydim
Sen bende herşeyken..

Canım yaptıqının aslında biriktirdiqin yalnızlıkların
Kendıne varlaşıp bana yoklaşan biri yapar senı
Ve ne kadar kaçsan o kadar yakınsındır aslında kendıne..
Geciken sevdalar yıkık kentlere benzer bilirim
Ve sevgisizlik alır birgün seni benden
İşte bu yüzden sen hep sevil !



-Giden bir adamın ardından.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Hani küçük kız büyük adamla tanışır.O sevda qitqide kanqren olur ya.O adam sensin.İşin en kötüsü de o küçük kız benim.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım